Back to Work0% of chapter
Bellweather’daki Son Işık

CHAPTER 3

Son Işık

Test User

Duman su gibi hareket ediyordu.

Elias aşağıdan bir yerlerden bağırışlar duyabiliyordu ama sesler imkânsız derecede uzaktan geliyordu.

Mara onun elini tuttu.

Parmakları soğuktu.

“Bu daha önce oldu,” dedi Elias.

Mara başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Oda etraflarında değişmeye başladı.

Duvarlar turuncu ışıkla aydınlandı.

Alevler perdelerde yükseliyordu.

Bir anlığına Elias daireyi on bir yıl önceki haliyle görebildi: duvarlarda fotoğraflar, yatağın yanında üst üste duran kitaplar, masada yarım kalmış bir kahve.

Mara ön kapıya koştu.

Kapı açılmadı.

Bir kez daha çekti.

Hiçbir şey olmadı.

Elias anladı.

Bir hayalet görmüyordu.

Bir anı görüyordu.

Ve bu anı, asla kaçamadığı bir ana tekrar tekrar dönüyordu.

“Başka bir yol olmalı.”

Mara pencereye baktı.

Cam, duman yüzünden kapkaraydı.

Elias bir sandalye aldı ve cama vurdu.

Bir kez.

İki kez.

Üçüncü darbede cam kırıldı.

Soğuk gece havası odaya doldu.

Ama dışarıda yangın merdiveni yoktu.

Yalnızca dört kat aşağıdaki sokak vardı.

Mara ona baktı.

“Geri geldin.”

Bu sözler Elias’ın kafasını karıştırdı.

“Daha önce buraya hiç gelmedim.”

Mara hüzünlü biçimde gülümsedi.

“Geldin.”

Oda kayboldu.

Elias kendini sokakta buldu.

Sabah ışığı Bellweather’ın üzerine soluk bir altın rengi yaymıştı.

Karşısında, itfaiyeciler eski binanın önünde toplanmıştı.

Bir polis memuru yanına geldi.

“Beyefendi, iyi misiniz?”

Elias en üst kata baktı.

47 numaralı daire karanlıktı.

On bir yıldır ilk kez pencerede hiçbir ışık yoktu.

Polis de onun baktığı yere döndü.

“Orada ne yapıyordunuz?”

Elias eline baktı.

Avucunda küçük, pirinç bir anahtar vardı.

Kararmış metalin üzerinde, yılların altından zar zor seçilen iki harf görünüyordu.

E.V.

Elias bu anahtara sahip olduğunu hatırlamıyordu.

Ama içinde, çok daha derin bir yerde, bir şey hatırlıyordu.